Emeğimize de ekmeğimize de sahip çıkalım - Nabız Gazetesi - Rize Haberleri, Artvin Haberleri,Karadeniz Haberleri,Kadın,Çevre,Bölge Haberleri,insan hakları,cinsellik,dünya,siyaset,emek

SON DAKİKA

Nabız Gazetesi – Rize Haberleri, Artvin Haberleri,Karadeniz Haberleri,Kadın,Çevre,Bölge Haberleri,insan hakları,cinsellik,dünya,siyaset,emek

Emeğimize de ekmeğimize de sahip çıkalım

Bu haber 30 Mayıs 2021 - 7:55 'de eklendi ve kez görüntülendi.
Emeğimize de ekmeğimize de sahip çıkalım

Ülkemizdeki çayı değerlendirmeyip yabancı ülkelerden çay ithal ediyorsak bunu çayı üreticilerine çok büyük bir haksızlık olarak adlandırıyorum, bizi düşünen bir devlet olmadığını düşünüyorum.’

Elif Ekin SALTIK
İstanbul

Doğu Karadeniz’in en önemli geçim kaynağı çay. Her evin önündeki bahçede, küçücük bir alanda bile ekmeden çay bittiği söylenir. Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun illerinde, 830 bin dekar alanda yaklaşık 1 buçuk milyon üretici aile tarafından yapılan yaş çay üretiminde 1. hasat dönemi mayıs ayıyla birlikte başladı.

ÇAYKUR’un çayda ilk sürgünün 5. gününde üreticiye günde 15 kilogram alım kotası uygulaması nedeniyle üreticinin fiyat ve günlük kota isyanı ise büyüyor. Çayını düşük fiyatla özel sektöre satmaya mahkum edildiğini söyleyen üretici 5-5 buçuk lira arası talep ederken, ÇAYKUR’un 4 liraya aldığı çay fiyatı özel sektörde 2 lira 80 kuruşa kadar düştü. Üretici çayını özel çay firmalarına satmak zorunda kalırken, emeğinin karşılığını alamadığı için de öfkeli. Hem kota ve kontenjan koyulunca hem de çayın fiyatı bu kadar düşük olunca üreticiler işçi almaktan da kaçınıyor. Çay bahçelerinde üretici olarak da işçi olarak da çalışan kadınlar da yaşanan bu duruma oldukça öfkeli. Rize Fındıklı’da ve Artvin Arhavi’de kadınlar, çaydan kazandıkları paranın geçimlerine yetmediğini söylerken, 1 yıl boyunca geçim mücadelesi verdiklerini anlattı. Çay fiyatı belirlenirken kendilerine sorulmasını isteyen kadınlar çayda kotaya, kontenjana son verilmesini talep ederek “Emeğimize de ekmeğimize de sahip çıkalım” diyor.

Ayşegül Nalbaş 30 yıldır çay topluyor, 20 yılı aşkındır da çay üreticisi. Ancak hem üretici hem de işçi olarak tanımlıyor kendini. Eşi 10 yıldır gurbette çalışıyor. Çay zamanı izin alarak çayı toplayabiliyorlar. Ayşegül “Ben tek başıma yetişemem çay toplamaya” diyor. Çaya kota konulmasından da çay için belirlenen fiyattan da memnun değil. “İçinde bulundukları durumu “çileli” olarak tanımlayan Ayşegül şöyle anlatıyor: “Topluyoruz ama satamıyoruz perişan bir vaziyetteyiz. ÇAYKUR’umuz malum bir kota uygulamış bize, günlük bir kontenjan uygulamış o kontenjanı istesek de aşamıyoruz. Mesela ben sadece 150 kilo çay satabiliyorum, dekar başına 15 kilo olarak ayarlanıyor. Çay dalında şu anda, taze, bir an önce tazeyken toplamak istiyoruz ama ÇAYKUR bize bu şekilde kontenjan uygulayarak bu durumu uzatıyor, çayımız bir türlü bitmiyor, dalından geçmiş oluyor kilo olarak düşüyor… Özel fabrikalarsa neredeyse yarı yarıya fiyat veriyorlar. ÇAYKUR fiyatı şu anda 4 lira civarı. Özeller 2 lira 70 kuruşa kadar düşürdü daha da düşecektir. Olması gereken 5-5 buçuk liraydı. Kurtarmaz ama bir şekilde idare ederdik.”

‘ÇAYKUR BİZİ ÖZELE MECBUR BIRAKIYOR’

Sezon bittiğinde topladıkları çaya karşılık, aldıkları ücretin verdikleri emeği karşılamadığını ifade ediyor Ayşegül. “Emeğimizin yarısı bile olmuyor” diye isyan eden Ayşegül, geçmişe göre geçimin daha da zorlaştığını söylüyor. Üretici olmanın aynı zamanda işçi olmak olduğunu dile getiren Ayşegül, “Önceden işçi alıp toplatabiliyorduk çayı, ama şimdi bir işçi yevmiyesi bile neredeyse çayı yarıya vermek gibi oldu. 250-300 lira yevmiyeden bahsediyorlar şu anda. Önceden Gürcü insanlar çalışıyordu, sonra Afgan işçiler, başka illerden işçiler gelmeye başladı. Onlar şimdi mesela ‘ÇAYKUR fiyatı açıklamadan önce biz de yevmiye ücretimizi açıklamayacağız’ demişler. İşçi çalıştıran arkadaşlarımız komşularımız var, günlük 300-350 lira arası yevmiyeden bahsediyorlar. Bu da bir üreticiye ne kazandıracak? Yarıya versen daha mantıklı oluyor, en azından hiçbir derdine bulaşmamış oluyorsun” diyor.

Çaya kota konulmasının ve fiyatının düşük tutulmasının özel çay fabrikaları tarafından kötüye kullanıldığını, çayı vadeli vermek istesen ödemenin çok geç geldiğinden de bahsediyor Ayşegül. “1-2 yıl sonrasına vadeliye veriyorduk çayımızı, ama bu bizim işimize gelmiyor. O zaman verdikleri fiyat sonrasında değerini yitiriyor. Özele mecbur bırakıyorlar bizi. Bizim geçimimiz günlük ama, bizi 1 yıl sonraya mahkum bırakıyorlar. Şu anda onu da yapamıyoruz, bu bahsettiğim 2 yıl öncesine kadardı, pandemiden bu yana oldukça sıkıntılıyız, daha da büyük sıkıntılar bekliyor bizi” diyen Ayşegül içerisinde bulundukları çıkmazı anlatıyor.

‘GEÇİNEMİYORUZ, GURBETÇİLİK HAYATINI BIRAKAMIYORUZ’

Çaydan kazandıkları parayla 1 yıl geçinmelerinin mümkün olmadığını da dile getiriyor Ayşegül ve devam ediyor: “Öyle olsaydı çok iyi olurdu ama bir o kadar daha ihtiyaç var yıllık geçinebilmem için çay parasıyla. Eşim çalışıyor özel bir firmada, gurbetçi durumunda yaklaşık 10 yıldır. Mesela çay sezonunda yalnız olduğum için izin alıyor, çünkü ben bunu tek başıma yapamıyorum. 1 ay izin alıyorsa artı 1 ay orada çalışmak durumunda kalıyor. Normalde onlar ayda 20 gün çalışıp 10 gün çalışmıyorlar. Ama çay toplama sezonunda izin kullandığı zaman artı bir o kadar daha çalışmak zorunda kalıyor. Sıkışık bir döneme sahibiz bu sıkışık dönemde de çayı ele almak zorundayız, satmak zorundayız. İki çocuğum var, biri ortaokul 2. sınıfta diğeri lise 1. sınıfta. Yaşam pahalı, aylık döngü bile çok ciddi bir miktara dayanıyor. Yetişmek çok zor, gurbetçilik hayatını bırakamıyoruz. Yaklaşık 10 gündür çay topluyorum daha çeyreğini bile satamadım.”

‘BİZİ DÜŞÜNEN BİR DEVLET YOK’

“Aslında olması gereken ne?” diye sorduğum Ayşegül soruma şu yanıtı veriyor: “Çok basit, çayın değerini hak ettiği düzeyde tutmalılar. Fiyatı bir sürü şeye göre belirleniyor, ama şu anda her şey artış gösterdiği gibi çayın da artış göstermesini istiyoruz. İyi bir fiyata çayımızı rahat satmak istiyoruz. ÇAYKUR bizi özellere mecbur bıraksın istemiyoruz. Sonuçta çayın belli bir sınırı var ÇAYKUR tamamını alsın, bizi özellere mahkum etmesin. ÇAYKUR’un zarar ettiği açıklanıyor ve biz dışarıdan çay ithal ediyoruz. Karadeniz’deki çay her yere yeter. Ülkemizdeki çayı değerlendirmeyip yabancı ülkelerden çay ithal ediyorsak bunu çay üreticilerine çok büyük bir haksızlık olarak adlandırıyorum, bizi düşünen bir devlet olmadığını düşünüyorum.

Ayrıca çayın fiyatı belirlenirken üreticiler de söz sahibi olmalı. Üretici olarak bize sormalarını isterdik, anket yapılmasını isterdik. Elinde makas çay bahçesine gidip bir fotoğraf çektirmekle çay üreticilerinin derdini kimse anlamaz. Bizzat bizimle çaylığa gelip, çaylığın ne kadar zor olduğunu uzaktan bir fotoğraf çektirecek kadar keyifli olmadığını bizzat görmeleri ve yaşamaları gerektiğini düşünüyorum. Hani görüyoruz elinde çay makasıyla bahçelerde fotoğraf çektirip ‘Çayın fiyatını bu kadar yaptık’ diye övünüyorlar. Çok zorumuza gidiyor, çay fiyatını belirlerken biz üreticilere danışılmalı.”


‘PARA YOK, PARASIZ GEÇİM YOK, EK İŞLER YAPIYORUZ’

Neziha Üzüm ise pandemi sürecinde işsiz kalıp 4 kişilik ailesiyle birlikte Artvin Arhavi’ye göçmüş bir kadın. Normalde usta aşçı olan Neziha alanında iş bulamadığı için çay işçiliği yapmış geçen yıl. Bu yıl da bir bahçeyi ortakçı olarak kiralamışlar. 2 oğlu olan Neziha “Dördümüz de çay kesiyoruz” diyor. ÇAYKUR’un her gün dönüm başına 60 kilo çay aldığını söyleyen Neziha haliyle bu duruma isyan ediyor: “Benim 8 ton çayım var. Bir ayda her gün 60 kilo vererek 8 ton çayı nasıl bitireceğim. Bu sefer mecburen özele gidiyoruz. Özelin verdiği fiyat daha düşük, nasıl vereyim özele. Lipton da başlamış kota uygulamaya. Dönüm başına 50 kilo istiyor. 2 tane çocuk okutuyorum, küçük oğlum üniversite sınavına girecek. Bu çayı bitirip bundan para kazanacağım ki çocuğumu kışın okutabileyim. Bugün 300 kilo çay elimde kaldı. Elimde kaldığı zaman o çay değerini kaybediyor, almıyorlar, özele verirsem düşük fiyat 4 liradan verilecek olsa 1 yıl sonrasına ödeme veriyorlar, vadeli bir biçimde alıyorlar. Ben nasıl geçineceğim peki? Param yok, parasız yaşam yok. Evim kira, çocuklarım okuyor, o parayı 1 sene boyunca nasıl beklerim? Bu sefer 2 lira 70 kuruşa özele veriyoruz çayı. Bitiremiyoruz, bahçede kalıyor çayımız zaten. Kazandığımız para da 1 yıl boyunca götürmüyor. Eşim kışın kalorifer kazanları yakıyor, ben tekstilde çalışıyorum. Mecburen çalışacağız çünkü geçinemiyoruz. 8 ton çayı bir an önce bitirmem lazım ki gidip günlük işlerde de çalışayım 200-300 lira yevmiye kazanayım. Bir de adı ortakçılık, 8 ton çayın yarısını bile alamıyorum. Her şey bana ait, çay toplama örtüsünü, çuvalını kesme makasını ben alıyorum, kendi ihtiyaçlarımı kendim gideriyorum, gübre atıyorum bahçeyi temizliyorum. Bahçe sahibi sadece gübreye karışıyor onun dışında başka hiçbir şeye ortak değil. Çayı bahçeden topluyorum, taşıyorum, arabaya yüklüyorum, satmaya götürüyorum, arabanın yakıtı var…”

Çay işçiliği yapmanın çok zor olduğunu da anlatıyor Neziha: “300-400 kilo çay kesiyor bir işçi, yükü çok daha ağır onlar için. Çayı kesiyor, bohçasına koyuyor bohçayı sırtına yüklüyor bahçenin dışına çıkartıyor, sonra arabaya yüklüyor götürüp çay fabrikasında tartıyor, satıyor, bohçayı boşaltıyor, sadece kesmekle bitmiyor yani işçinin işi. Ben yevmiyeye gideyim, makasımı vurayım, paramı alayım geleyim yok. Akşam 5’ten sonra da çay satmaya gidiyor.

‘İŞÇİ, ÜRETİCİ YAN YANA OLMAK ZORUNDA’

ÇAYKUR’un çaya kota koymasına tepki gösteren Neziha da özele mahkum edildiklerinden yakınıyor. Çay fiyatı belirlenirken kendilerinin de söz sahibi olması gerektiğini belirten Neziha “Bu durumun bir an önce düzeltilmesini istiyoruz, ama bu iş tek başına olmaz ancak birleşerek olur. İlçe ilçe eylemler başladı, insanlar sesini duyurmaya çalışıyor. Lakin bütün ilçelerin bir araya gelip böyle bir eylemi yapması lazım. İşçi, üretici burada yan yana olmak zorunda. İşçi olarak birinin bahçesinde çay keseceksin ki sen yevmiye olarak para koyacaksın cebine, kişinin 50 kilo çay kotası var, seni nasıl çağırsın da çay kestirsin. Kendi giriyor bir saatte kesiyor zaten. 50 kilo çay için işçiye ihtiyacı olmuyor. O nedenle işçi ve üretici sırt sırta olmak zorunda, başka yolu yok” diyor.


‘KARADENİZ’DE KADIN OLMAK ÇOK ZOR’

Karadeniz kadını olmanın, Karadeniz’de kadın olmanın çok zor olduğuna da değiniyor Ayşegül. “Dünyaya gelişimiz bile buradaki insanlara zor geliyor sanki, bizi sığdıramıyorlar. Evlilik hayatımda eşim tarafından sıkıntı yaşamadım ama büyürken başladı çilemiz. Ben aslen Rize Salarha köyündenim. Çok baskı görerek büyüdük, bir komşuya gitmekte, kapının önüne çıkmakta bile çok zorluk yaşadık. Çok baskı gördüm ama baskının altında ezilmedim. Hep direnç gösterdim. Bu da ailemde bana karşı büyük bir tepki olarak döndü, önüm kesildi yollarım kesildi… Fındıklı’ya eyleme gelirdim, bu bile büyük bir tepkiyle karşılanırdı. Fındıklı’dan köyüme gittiğimde eylem sonrası yollarım kesilirdi. Ayrıca 14-15 yaşımda komşularıma çay işçiliğine gidiyordum, yevmiyeyle. Toplaması, taşıması, satması dahil. Sabahtan akşam geç saatlere kadar her şeyi yapıyorduk. Şimdi de kendi çayımızın işçisi olduk. Hiçbir değer yok, hakkımızı alamıyoruz.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA